1. Radiohead - Down is the New Up

    İnsanlar var. Çok fazla. Ve her gün yüzlercesi önümüzden geçiyor. Kimisi akılda kalıyor kimisi unutuluyor. Kimisi tanıdık kimisi yabancı. Sorun ise gözüne bakılmıyor insanın. Konuşurken dudaklarına veya mimiklerine bakılmıyor. Elbiseleri var dişiliğini belli eden. Taytlar var. Topuklar var. Öte yandan gömlekler var, büyük numaralı ayakkabılar var. Birbirimizi tanımamızı kolaylaştıran farklılıklar var. Seçmemizi sağlayan içgüdüler var. Sümüklü böceklerin ıslak iz bırakması gibi ikonlar bunlar. Kedilerin bölgelerindeki ağaçlara koku bırakması gibi ikonlar bunlar. Keçilerin yamaçta boynuzlarından tok sesler gelmesi gibi. Hepsi birer ikon. Toplum içinden sıyrılıp eş arama yarışı gibi. Beğeniler ve antipatiler hepsi içgüdüsel. Hepsi arayış. 

    Özümüzde hepimizi içgüdülerimiz yönetiyor. Ne kadar modern toplum olsak da yine de içimizdeki mağara adamı bize savaşmamızı söylüyor. Reform, Rönesans, Sanayi devrimi, Magna Carta ve Avrupa dışındaki modernist gelişmeler ne kadar toplumu öteye götürse de insanın içgüdülerini değiştirmiyor. İnsan yine tekelinde yaşamak için aynı şeyi yapıyor.

    İnsanlar var. Kıyafetler var. Kimi zaman yüzler yok. Mimikler yok. 

     
  2. Plays: 157,997

    [Flash 9 is required to listen to audio.]

    Washed Out - New Theory (RAC Mix)

    İnsanoğlu küllükte sönen sigara gibi. Sürekli yanıyor. Çevresine zarar veriyor. Değer yaratıyor. Ancak unutulduğunda ise kendi kendine sönüyor. Unutulmayı kendi mi istiyor mecbur mu bırakılıyor muamma. Dumanı baki sadece. Sürekli yukarı gidiyor. Şekil alıyor. Rüzgarda bükülüyor. Geziyor. Yok olana kadar. Karmaşaya gebe her zaman.

    İronik kısmı ise izmarit yanmaya başladığında da duman çıkmaya devam ediyor.

     
  3. Hepimizin ihtiyacı olan şey kendini önemli hissetmek. Aslında arzuladığımız tek şey bu. Önemli ve işe yarar. Sayısı önemli değil. Bir milyon kişi veya bir kişi pek de önemli değil. Tek ihtiyaç insanın kendini önemli hissetmesi. Çünkü bu çarpık dünyada bazılarımız gamsız iken bazılarımız o kadar şanslı değil. Yaptıklarının kayda değer olmasını istiyorlar. Ve bu nedenle de önemli hissetmeye ihtiyaç duyuyorlar. Sabah uyanmak için bir neden, monotonu kırmak için bir neden sadece. Hayatın anlamını veya hayatlarının anlamını istemiyorlar. Böylesine büyük amaçlar yeterince ütopik insan hayatında. Basit bir şey. Tek bir eylem. Tek bir an. Vadeli bir eylem. Buna hem muhtaçlar hem de mecburlar. Çünkü hayat yeterince çelişki barındırıyorken bu istek oldukça naif.

    Mutlu olmak istiyorlar. Komplekssiz, koşulsuz, ön elemesiz. Kuponsuz. Çekilişsiz. 

    Sadece mutlu olmak. Dertsiz hissetmek. 

    Zor olmamalı. Lütfen.

     
  4. Plays: 1,201

    [Flash 9 is required to listen to audio.]

    Radiohead - Talk Show Host

    Modenizm zayıflıkları gibi, musaır medeniyet yapmacıklığı gibi. İlişkilerin devam etmesi adına yapılan her fedakarlığın ilişki ömrünü kısaltması gibi. Yapılan noktalama işareti hataları ve yorucu üslup gibi.

    Eskisi gibi kolay değil bazı şeyler. Niyetler önüne ket vurulmayı bekliyor. Şüpheler ile kararsızlıklar birbirini destekliyor. Çünkü günümüzün en büyük handikapı yapmacıklık. Samimiyetsizlik kendi kendini besleyebilen bir kavram. Maskeler, aslını gizliyor. Hayatta kalmayı sağlıyor. İnsanlara olması gereken portreyi çiziyor. Topluma karşı farklı maskeler sunudukça karmaşa da artıyor. Aynı anda iki maske takmak imkansızdır çünkü. 

    Yoksunluk kimi zaman iç karartır. Amaçsız gösterir. Olabilecek şeyleri imkansız kılar. Kimi hisleri kaybetmektir aslında. Elde ettiğimiz fakat sahip olamadığımız anlar gibi. O anlar yaşanır. Anılar saklanır. Lakin bize ait değil olamaz. Engeller vardır. Çelişkiler bol miktardadır.

    Çelişkiler arttıkça maskeleri taşıyan kutu yere düşer. Yapıştırmaya kalktığımızda ise doğru parçaları aynı yapmacıklık ile yapıştırmak imkansızdır. Suretler karışır.

     
  5. Plays: 0

    [Flash 9 is required to listen to audio.]

    Radiohead - 4 Minute Warning

    Hakkında bir şey yazamayacak kadar yorgun kollarım. Bu kez ben saçma bir şeyler söylemeden parça kendini anlatsın. Yaşadıklarından bahsetsin. Hayatının şeklini çizsin bize. Korkularını, çekincelerini anlatsın. Bize kendini anlatsın. Bilmediğimiz yönlerinden bahsetsin. Biz de sadece duyalım.

     
  6. Plays: 997

    [Flash 9 is required to listen to audio.]

    Pink Floyd - Set The Controls For The Heart Of The Sun

    Palahniuk’un da dediği gibi, “Her şey bir otoportre.” Yaptığımız her şey bize dair iz taşıyor. Bu liste uzayıp giderken de kim olduğumuz ortaya çıkıyor. En ikonik özelliklerden birisi de sigara. Herkes sigarayı farklı içiyor. Dudaktaki yeri, nefes süresi, parmak üzerindeki yeri, nefes alıp verirken yüz kaslarının şekli ve pek çok detay daha bu basit eylemi bile insanlar arasında farklılaştırıyor. Zamana ve mekana bağlı olarak bireyin hissettikleri de aynı şekilde farklı bir noktaya çekiyor bireyin sigaradan aldığı hazzı.

    Hiçbir şey göründüğü kadar basit değil. Bireyin özü asla saf bir maddeden oluşmuyor.

    Var veya yok. Olumlu veya olumsuz. Evet veya hayır. Gri bölgeyi elediğimizde iki cevap kalıyor. Pozitif veya negatif. Gri bölgedeki bütün fraksiyonlar farklı şekillerde aynı pozitife veya negatife ulaşıyor. Ölüm veya hayat. Uç noktalar her zaman iki tane. İki eksen baki. Ve ikisi de birbirine ulaşıyor. Birbirini tamamlıyor. Hayat ölümü, ölüm hayatı besliyor. Kuzeyin sonu Güney. Tavan ve taban. İkisi arasında dalgalanma baki. Birine ulaştıktan sonra diğerine doğru ivme kazanılıyor. Deli ve veli. Arası ise çok belirsiz. 

    Her şey aslında iki olasılıklı. Her şey çok basit. Ya olur ya olmaz. Bireyin özü sadece kararlardan oluşuyor.

    Aslında her şey nerede durup nasıl baktığımız ile ilgili.

     
  7. Plays: 0

    [Flash 9 is required to listen to audio.]

    Blue Öyster Cult - Dont Fear The Reaper

    Dilediğiniz her şeyi yapın. Hayatı dolu dolu yaşayın. Her günü son gününüz gibi yaşayın. Ve onlarca palavra. Hayatı istediğimiz gibi yaşayamıyoruz. Bunun için geçerli nedenlerimiz var. Sağlık sigortası, ekonomik güç, toplumsal yapı, uluslararası sınırlar… Onlarca neden. 

    Bir köşede engeller var. Karşımızda çığ gibi bekliyor. Her geçen gün bir yenisi ekleniyor kimi zaman. Öteki köşede mazeretler var. Üzerimize yük olarak binen. Cesaret eksikliğinden doğan sıkıntılarımız. Sıkışmışlık hissi ile iç içe. İkisi süreli çekişme içesinde. Kazananın zaferinde her zaman şaibe bulunacak. 

    Dünya üzerinde her insanın arzuladığı bir duygu var. Hepimiz bir şey arıyoruz. Çok sevecek bir insan, özleyeceğimiz bir insan, özgürlük hissi, kaçmak, sorumsuzluk veya çok başarılı olmak ve insanların hakkımızda konuşması. Ölesiye istiyoruz belki de bunları. Uykudan önceki son saniye biz bunları düşünürken yarış başlıyor. Mazeretlerimiz ile engellerimiz arasındaki. Hangisi doğru hangisi hatalı bilmek çok zor. Çünkü bazen hayat yaşamak için çok kısa. Düşünüp karar vermek ise kimi zaman çok geç oluyor. Esasında tüm ihtiraslarımız mutlu olma arzumuzu beslemeye dayanıyor. Mutlu olmak istiyoruz. Hepimizin hakkı. Kimileri içinse çok geç.

     
  8. Plays: 11

    [Flash 9 is required to listen to audio.]

    Efkar var çok fazla. Her yerde. Öyle ki kaçması da unutması da bir o kadar zor. Yaşadığımız her saniye hayatı zorlaştırıyoruz kendimize. Biriktiriyoruz sürekli bir şeyleri. İnsanlar değil mevzu bahis, kendimiz ve hafızamız. Mesela bu parça. Six Feet Under ile patlayan bu parça aslında dizi ile alakası olmadan hayatımda varlığını sürdürebiliyor. Fakat ben Six Feet Under izlediğim için koydum. Bir şeylerle ilgili olsun diye.

    Açık konuşmak gerekirse şarkıyı dinlemeye korkuyorum. Yeterli cesaretim de yok bunun için. Kabullenilmiş gerçeklerden bu da. Tıpkı hepimizin kaçtığı anılar gibi.

    Kimimizinki basit gelebilir kimimizinki acıklı. Ancak hayat uyanmak istemeyecek kadar yorucu. Çünkü zıt kutuplar o kadar karmaşık ki bir yumak gibi sürekli ipler birbirinin üzerinden geçiyor. Biri ötekini eziyor. Diğeri üstüne çıkıyor. Oysa hepsi aynı ip. 

    Hayat o kadar uzun ki unutmak çok zor. Yakın geçmiş zaman ile uzak geçmiş zaman arasında bir ilişki var. Çarpık, bozuk ve kanserli. Onarılamaz. Bu şekilde devam ediyor. Kimse bilmez ise kimse yaralanmaz çünkü. Geçmişin kompleks yapısı üzerinde hüznü taşıyor. 

    Hafıza hepsini hatırlamaya yetecek kadar kuvvetli. Kendi sırlarımızı anlatmamamıza yetecek kadar gaddar. 

    Eğer unutabilseydim. Çok daha mutlu olurdum.
    Eğer önemsemeseydim. Değerlerimi yıkıp kendime imrenirdim.

    Hafızamız bizi labirentine soktuğu anda ise her yeni nefes daha da zor oluyor.

     
  9. Aslında her şey o kadar basit ki kabul edebilirseniz fark edersiniz. İnsanlığın tüm sorunları, tüm çıkmazlar ve tüm soru işaretleri sadece basitleştirilmeyi bekliyor. İçinden çıkılamayacak pek çok durum bile göründüğü kadar karmaşık değil. Çünkü zaman geçiyor. Dünya değişiyor. Harika bir menü ile doymak mümkün ekmek ve yoğurt yiyerek de. İkisinin sonucu da aynı.

    Faydaları ve beklentileri farklı olsa da sonuç aynı. Ve bu okulda öğretilmiyor. Yaşayarak da öğrenilmiyor. Çünkü bireyler gelirlerini tüketmek, tasarruf edip daha sonra harcamak ve olası ekonomik dalgalanmalara karşı saklıyor. Bunları pek çokları söyledi. Gerçek ise gelir artarsa hayat standartları yükselir. Bireyler tüketimini arttırır. 

    Bu varsayımlarla ilk paragraf sadece bir ütopya. Bireyler asla hayatlarını basitleştirmek istemiyor. Çünkü karmaşa ile birlikte ilgi çekmek istiyor. Anlatabilecekleri birer hikayeye sahip olmaları gerekiyor. İnsanlarda, toplumda merak uyandırmak istiyor. Özellikte takvim 2012’yi gösteriyorken.

    Bağlı olduğumuz toplum tarafından ne kadar ilgi çekersek o kadar el üstünde tutuluyoruz. Kimi zaman da “reklamın iyisi kötüsü” paradoksu devreye giriyor. Bu nedenle reklamın iyisini kabul edip kötüsünün olmadığını varsaymamız gerekiyor. Yoksa bir sonraki paragraf ile çirkinleşmeye başlar bu ufak çaplı akademik üsluba sahip minor makale. 

    Nispeten fazla karakter sayısına sahip yazıların okunmadığı günümüzde ilgi ise kısa ve ilgi çeken cümleler cihanı istila etmiş durumda. Çünkü birkaç cümlede gerekli ilgili toplayabiliyor. Biraz acımasızca fakat takvim 2012’yi gösteriyor. En nihayetinde önermesi bulunmayan bu serbest doğaçlama metin de sona eriyor.

     
  10. Plays: 1,948

    [Flash 9 is required to listen to audio.]

    Radiohead – The Daily Mail

    Kaybettiklerimiz için. Beklediklerimiz için.

    Oynamadığımız oyuncaklarımız dahi onları kaybettiğimizde kıymete binerdi. Hafızamdan silinen bir anahtarlık kolesiyonum var. Çok eski zamanlara ait. Geride bıraktığım oyuncaklarım var. Hepsi gittiğinde üzüldüm.

    Sahip olduklarımızın üzerinde hakimiyet duyduğumuzda var olan ilgimizi kaybettik. Artık o da öncekiler gibi yerine kondu ve tozlanmayı bekledi. Arada özen gösterdik. Kimi zaman görmezden geldik. Hatırlarsak hasbelkader son bıraktığımız yere baktık. Oradan olduğundan emin olduğumuzda ise arkamızı döndük. 

    Aradan uzun zaman geçti. Biz büyüdük. Her şey eskidi. Artık yerinde değil hiçbir şey. Sadece hayaletleri duruyor. Son bıraktığımız yer bile aynı değil. Kaybettik artık. Geri gelmesi bile mucize. 

    Siparişini verdiğimiz yeni anılarımız için gözümüz postacıda. Bize onu hatırlatmayacak anılar getirmesini bekliyoruz. Kapıyı çalacak. İmza alacak. Ve gidecek. Böylece biraz daha zaman geçecek. Biz büyüyeceğiz. Onlar eskiyecek. Postacı anılarıyla birlikte gelmeye devam edecek. 

    Çevremize pek çok hayalet koyacağız. İrili ufaklı pek çok suliet gezecek etrafımızda. Yanına gidersek kaybolacak. Asla yeniden sahip olunamayacak. Çözümü yine postacıda bulacağız. Yeni meşgaleler getirecek. Ve eskiteceğiz kendimizi. Yaşlanana kadar.

     
  11. Plays: 100

    [Flash 9 is required to listen to audio.]

    The White Buffalo With The Forest Rangers - House Of The Rising Sun

    Bu parça sıradan bir parça değil. Sıradan bir cover hiç değil. Redwood’u anlatıyor. Charming Town’ı anlatıyor. Açıklamama izin ver.

    Kaçmak isteyip kaçamadığın zamanlar olur ya. “Diğerleri kaçmaya çalıştı ancak onlar yeterince hızlı gitmiyordu.” dersin ya. Böyle zamanlar için bu parça. Geride bırakmak istediklerin bir kefede durur bırakmak istemediklerin diğerinde. Önünüzde ise sadece bir yol vardır. Güneş doğar yolun bittiği noktadan. Senin için ise hiçbir şey net değildir. Her şey gri iken siz neyin faydalı neyin zararlı olacağını anlamaya çalışırsın. Bataklıkta debelenircesine çırpınırsın. Eline yine bir şey geçmez. Tek istediğin işleri yoluna koymaktı oysa ki. 

    Yol karşınızda uzayıp giderken rüzgar hafızanı temizler. Hızın arttıkça aklınızdakiler eskimeye başlar. An be an unutursun. Odaklanacak bir şey bulursun. Dertlendiklerini düşünecek zamanın olmaz. Ve bundan dolayı rahatlarsın. 

    Hafızan seninle oyun oynamaya başlar. Olayları sürer önüne. Yeterli gelmezse anıları yem olarak kullanır. Zırhın kırılana kadar anılarla baş edebilirsen güneş doğmaya başlar. Bu sefer sen oyun oynamaya başlarsın. Anılar içinde seyahat edersin. Gezecek pek bir yer bulamazsın tabii. Yanına baktığında fark edersin zayıf noktayı. Anılar ne kadar canlı olsa da kişiler yıpranmış. Kimisinin dudakları yok kimisinin gözleri. Saçlarını dahi hatırlamıyorsun. Sakladığını sandığın şeyler yok olmuş. Bunun için sevinebilirsin. 

    İsimler var. Olaylar var. Fakat yüzler yok. Simalarını kaybetmişsin anılarının. 

    Yol devam ediyor. Hem senin için hem anıların için. Yüzler yok olurken birer birer güneş bir sonraki gün için doğuyor. 

    Bir gün, eğer bir gün yüzünü her detayıyla hatırladığın birisi olursa yolun açık olsun.

     
  12. İnsan kendini meşgul ettikçe düşünmekten alıkoyuyor kendini. Bu nedenle eğlence sektörü bu derece büyüdü. Yedi milyar insanın da akşam ne yiyeceğinden daha önemli şeyler düşündüğünü hayal etsenize?

    Çok karışık olmaz mıydı dünya? 

    Veya insanın en büyük derdi aslında akşam ne yiyeceği.

     
  13. Merhabalar, bir sonraki yankılarım gelene kadar size veda etmiştim. Elbette çok bekletmediler beni. Bu süre içerisinde mail ile tumblr’a yazı gönderme işi gözümde büyüdüğü için mavi kaplı gençturkcell defterimi eskittim. Kendinizi ifade etme şeklinizi uzun bir süre tekrarlarsanız tıkandığınız noktada sorununuzu da bulmuş oluyorsunuz. Çünkü bir noktada sonra kısır döngüye giriyorsunuz ve yaptığınız şeyleri tekrarlamak kaçınılmaz oluyor. Bunun asıl sebebi gözlem yapmamak esasen. Önce biriktirdiklerinizi aktarmaya başlıyorsunuz. Gördükleriniz ve rahatsız olduklarınız aklınızdan gittikten sonra baş başa kalıyorsunuz düşüncelerinizle. Bu durum sivilce sıkmak, makyaj yapmak, jest ve mimik denemesi yapmak kadar doğal bir süreç. Kendi mağaranızdaki karanlık yolları aydınlatmak üzere yola çıkıyorsunuz. Daha önce karşılaşmadığınız şeyler görüyorsunuz. Bir köşeye attığınız veya önüne duvar çektiğiniz duygular sizi bekliyor. Üzerinize doğru hamle yapıyor. Kimi zaman tek tek kimi zaman birden fazla sayıda. Kaçacak yeriniz olmadığınızda yüzleşmek zorundasınız.

    Mağaranızı tamamen aydınlattığınız zaman içeride yapacak işiniz bitiyor. Tekrar çıkışı bulmalı ve gün yüzü görmelisiniz. Çevrenize bakıp tanımanız gerekiyor bu yeni dünyayı. Siz gittiğinizden beri epey değişti. Fakat dikkatli olun yeni bir mağara bulmanız an meselesi. Bu size yeni bir macera getirecek. Kendinizi tanımanızı sağlayacak. Girdiğinize pişman olmak için çok geç.  

    Yeryüzüne çıktığınız her an sizin için yeni bir mağara olacak. Çevrenize bakma ve keşfetme hissinize engel olamazsınız. Görmekten kaçmak bir hayli zor. Yaşama devam ediyorsunuz çünkü. Her mağarada kendinizi daha iyi tanıyacaksınız ve aldığınız kararlar gün gibi aydınlık olacak sayenizde. Her mağaranın yerini hatırlamak esas amaç. Çünkü ben, resmi bir sen ile veya ikinci çoğul şahıs ile de hitap ediyor olabilirim. Veya sadece duymam gerekenleri anlatıyorum. Çünkü hepimiz elimizde meşale kalmadığında karanlıkta duygularımızla karşı karşıyayız.

     
  14. hayatın en güzel renklerinden birisi her zaman kutlayacak bir şey bulmak. kutlanacak bir şey olduğu zaman yapılacak bir şey de oluyor. uğruna sevinç duyulacak yegane şey kendini belli ediyor. o kadar ufak o kadar gereksiz ki bu sebep, değersizliği ile anlam kazanıyor. sevinecek onlarca şey sayabilirim size hayatınızdan biraz bahsederseniz. kadehler ses çıkartırken herkes bir şey sayabilmiş ise eğer o gün güzel bir gündür. 

    eğer bir gün yazacak bir şey bulamıyorsanız bu kafanızı yeterince boşaldığını gösterir. artık düşünecek çok daha hafif şeyleriniz vardır. buna sevinebilirsiniz. bunu kutlayabilirsiniz. bunu hak eder çünkü. döngü başa sarana kadar rahat olduğunu bilmek insanı hafifletir çünkü. bir sonraki yankılar gelene kadar esen kalın.