Radiohead - Down is the New Up
İnsanlar var. Çok fazla. Ve her gün yüzlercesi önümüzden geçiyor. Kimisi akılda kalıyor kimisi unutuluyor. Kimisi tanıdık kimisi yabancı. Sorun ise gözüne bakılmıyor insanın. Konuşurken dudaklarına veya mimiklerine bakılmıyor. Elbiseleri var dişiliğini belli eden. Taytlar var. Topuklar var. Öte yandan gömlekler var, büyük numaralı ayakkabılar var. Birbirimizi tanımamızı kolaylaştıran farklılıklar var. Seçmemizi sağlayan içgüdüler var. Sümüklü böceklerin ıslak iz bırakması gibi ikonlar bunlar. Kedilerin bölgelerindeki ağaçlara koku bırakması gibi ikonlar bunlar. Keçilerin yamaçta boynuzlarından tok sesler gelmesi gibi. Hepsi birer ikon. Toplum içinden sıyrılıp eş arama yarışı gibi. Beğeniler ve antipatiler hepsi içgüdüsel. Hepsi arayış.
Özümüzde hepimizi içgüdülerimiz yönetiyor. Ne kadar modern toplum olsak da yine de içimizdeki mağara adamı bize savaşmamızı söylüyor. Reform, Rönesans, Sanayi devrimi, Magna Carta ve Avrupa dışındaki modernist gelişmeler ne kadar toplumu öteye götürse de insanın içgüdülerini değiştirmiyor. İnsan yine tekelinde yaşamak için aynı şeyi yapıyor.
İnsanlar var. Kıyafetler var. Kimi zaman yüzler yok. Mimikler yok.